Soru - Cevap

Arabuluculukla Ilgili sorulan soruları bu başlıkta bulabilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi sorucevap@arabulucublog.com adresine yollayabilirsiniz.

    Arabuluculuk ücretleri, uyuşmazlık konusunun para ya da parayla ölçülebilir olup olmamasına göre değişir. Parayla ölçülebilir olması halinde, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin İkinci kısmında yazılı tutarlar ve bu tutarlara uygulanacak (yine tarifede belirlenen) oranlara göre hesaplanır. Konusu para olmayan ve parayla ölçülemeyen konularda ise arabuluculuk ücreti, uyuşmazlık konusuna göre, her bir saat için belirlenen ücretlere göre hesaplanır.

     Evet. Dava açıldıktan sonra da arabuluculuğa başvurmak mümkündür. Arabuluculuk başvuru konusu ister dava şartı kapsamında ister ihtiyari bir uyuşmazlık olsun taraflar arabuluculuğa başvurmak suretiyle dava açıldıktan sonra da uyuşmazlıklarını çözme yoluna gidebilirler.

     Arabulucular mevzuata göre en fazla üç komisyonda görev alabilmektedirler anacak uygulamadan tek komisyondan görev alınabilmektedir. Seçilen komisyonda üçü temel alan, ikisi özel alan ve istenirse ihtiyari arabuluculuk olmak üzere toplamda altı ayrı görevlendirme listesine kayıt yaptırılabilir. Görevlendirmeler arabulucunun seçtiği görev türlerine ve ortalama puana göre sistem üzerinden otomatik olarak gerçekleştirilmektedir.

     Arabulucular yine görevlerinin niteliği gereği görüşmelerin içeriğini mahkemeler de dahil olmak üzere hiçbir kişi, kurum ve kuruluş önünde açıklayamazlar. Ancak adli yargı makamları tarafından, toplantı sırasında suç teşkil edebilecek bir eylemin olup olmadığı sorulursa sadece bu eylemle ilgili bilgi vermelerinin gizlilik ilkesine zarar vermeyeceği değerlendirilmektedir. Arabulucular somut olayın özelliklerine göre gizlilik yükümlülüğü ile suçu bildirme yükümlülüğü arasında üstün menfaati gözetmeli, telafisi imkânsız, açık ve yakın bir tehlikenin varlığı halinde arabuluculuk sürecinde öğrendiği suçu bildirmelidir.

     Arabulucular kamu hizmeti yapmalarına karşın kamu görevlisi değillerdir. Ancak sicile kaydolmak suretiyle, arabuluculuk bürosunun ataması veya tarafların seçimiyle arabuluculuk faaliyetini yürütmesi sebebiyle arabulucuların kamu görevlisi sayılması gerektiği görüşü baskındır. Doktrinde, arabulucunun gizlilik yükümlülüğü ve istisnalarına ilişkin HUAK düzenlemelerinde suçu bildirmeme suçuna yer verilmediği gerekçesiyle, arabulucuların bu suçun faali olamayacağı belirtilmektedir.

     Eğer kişi sicile kayıt şartlarını taşımadığı halde kaydolmuşsa veya bu şartları sonradan kaybetmişse veya kendisi tarafından sicilden silinme talebi varsa Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından sicilden terkin işlemini gerçekleştirebilir. Ancak arabulucu kanunun öngördüğü yükümlülüklerini yerine getirmez ise bu durumda Arabuluculuk Daire Başkanlığı arabulucuyu uyarır, bu uyarıya uyulmaması halinde arabulucunun savunmasını aldıktan sonra, gerekirse adının sicilden silinmesini Kuruldan talep eder. Bu halde arabulucunun sicilden silinmesine karar verebilecek mercii Arabuluculuk Kuruludur.

     Arabulucu kendisine atanan dosyanın yetkili arabuluculuk bürosu tarafından atanıp atanmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Yetki itirazı olmadıkça aldığı görevin gereklerini yerine getirmek zorundadır.  Olası bir yetki itirazı olması halinde de karar verici arabulucu değildir. Yetki itirazına ilişkin izlenecek süreç 6325 sayılı Arabuluculuk Kanununun Beşinci Bölümünde “Dava Şartı olarak Arabuluculuk” başlıklı 18/A maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

     Arabuluculuk Kanunu m:18/A – (8) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yetkiye ilişkin belgeleri sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda en geç bir hafta içinde yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve dokuzuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, beşinci fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir

     Hayır, arabuluculuk uygulaması yetkisiz bir yerde yapılmış olsa dahi taraflar bu itiraz haklarını mahkemede ileri süremezler. Çünkü; dava şartı arabuluculuk uygulamasındaki yetkili yer ile dava için yetkili yer kavramları farklıdır. Dava şartı uygulamasında yetki itirazı, en geç ilk toplantıda ve yetkiye ilişkin belgeleri sunmak suretiyle ileri sürülebilir. Karşı taraf eğer yetki itirazında bulunulmamışsa süreç devam eder ve yetkisiz yerden atanmış olsa da arabulucu görevini tamamlar. Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamamışsa davanın hangi mahkemede açılacağı hususu arabuluculuk sürecinden bağımsız olarak değerlendirilir.

     Yetki itirazı en geç ilk toplantıda ve yetkiye ilişkin tutanaklar da sunularak yapılabilir. Bu husus mevzuatta (7036 Sayılı Kanun md.3/9 ve 6325 Sayılı Kanun md.18A/8) açıkça düzenlenmiştir. Yetki itirazında bulunan tarafça bu usule uyulmaması halinde arabulucu tarafın yetki itirazında bulunduğunu ve fakat usule uygun olmaması nedeniyle dikkate almadığımı şerh düşerek sürece devam etmelidir.

     Ancak bu konuda arabulucunun hiçbir şekilde değerlendirme yapmaması ve mevzuatta açıkça belirtilen usullere uyulmamış olsa dahi dosyayı derhal UYAP Arabulucu Portal üzerinde kapatarak bir haftalık yasal sürede kesin olarak karar vermesi için Sulh Hukuk Mahkemesi hakimine sunulmak üzere kendisini görevlendiren arabuluculuk bürosuna teslim etmesi gerektiğini savunan arabulucular da mevcuttur.

     Arabuluculuk uygulamasının yetkisiz bir yerde yapılmış olması halinde bu yer mahkemesi dava açılması anında yetkili hale gelmez. Arabuluculuk sürecindeki yetki kuralları ile yargılama aşamasındaki yetki kuralları birbiriyle bağlı değildir. Davanın hangi (görevli / yetkili) mahkemede açılacağı hususu arabuluculuk sürecinden bağımsız olarak değerlendirilir.

     Taraflardan birinin mazeret bildirmesi ve fakat mazeretini belgeleyememesi durumunda arabulucu toplantıya katılan taraftan görüş sorar. Toplantıya katılan taraf, mazeret bildiren tarafın mazeretini kabul eder ve toplantının ertelenmesine rıza gösterirse toplantı ertelenerek yeni toplantı günü mazeretli sayılan tarafa iletilir. Ancak toplantıya katılan taraf mazereti kabul etmez ve toplantının ertelenmesini istemezse arabulucu toplantıya devam etmeli ve gerekirse arabuluculuk sürecini “görüşme yapılamadan anlaşamama” olarak sonlandırmalıdır. Bununla birlikte arabulucudan beklenen, tarafsızlığını zedelemeden toplantıya katılan tarafa toplantıyı ertelemek ve sürece daha sonra kaldığı yerden devam etmek konusunda telkinde bulunmasıdır. Aslolan tarafların sağlıklı şekilde müzakerelerde bulunmasının temin edilmesidir. Ancak arabulucu bu konuda ısrarın dozunu doğru ayarlayamazsa tarafgir davranmakla itham edilebilir.

     Arabuluculuk sürecinde açılış konuşması tüm sürecin temelini oluşturacağı için son derece önemlidir. Arabulucu tüm unsurlarıyla ve derli toplu şekilde yapacağı açılış konuşması ile şu dört hususu taraflara aktarmaya çalışır:

  • Bu sürece ilişkin tüm ilkeleri ve kuralları bilmeniz, sürecin sağlıklı işlemesi ve hak kaybına uğramamanız bakımından son derece önemlidir.
  • Bu süreç, hukuki ve mali sonuçları olan resmi bir süreçtir.
  • Ben bu konuda son derece yetkinim. Eğer size rehberlik etmeme izin verirseniz ve sizler de iyi niyetli şekilde çaba harcarsanız sürecin sonunda uyuşmazlığınızı çözebiliriz.
  • Bu süreçte kararları siz verecek dahi olsanız sürecin yöneticisi benim.

Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşmaya varılmış olması ve bu anlaşmanın yazılı hale getirilmesi ihtimalinde düzenlenecek anlaşma belgesi kendiliğinden veya yargısal süreç sonunda ilam niteliğinde belge haline gelebilir. Bu konuda şu ihtimaller mevcuttur:

  • Taraflardan her biri, imzalanan anlaşma belgesini “sulh hukuk mahkemesine” ibraz ederek anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilir. Bu şerhi içeren anlaşma, ilam niteliğinde belge sayılır.

Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, çekişmesiz yargıya ilişkin yetki hükümleri yanında arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilebilir.

Davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda ise anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. (md. 18/II)

İcra edilebilirlik şerhinin verilmesi, çekişmesiz yargı işidir ve buna ilişkin inceleme dosya üzerinden yapılır. Ancak arabuluculuğa elverişli olan aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda inceleme duruşmalı olarak yapılır. Bu incelemenin kapsamı anlaşmanın içeriğinin arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı hususlarıyla sınırlıdır. Anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi için mahkemeye yapılacak olan başvuru ile bunun üzerine verilecek kararlara karşı ilgili tarafından istinaf yoluna gidilmesi halinde, maktu harç alınır. Taraflar anlaşma belgesini icra edilebilirlik şerhi verdirmeden başka bir resmi işlemde kullanmak isterlerse, damga vergisi de maktu olarak alınır. (md. 18/III)

  • Anlaşma belgesi arabulucu ile birlikte taraflar ve vekilleri tarafından imzalanırsa kendiliğinden “ilam niteliğinde belge” haline gelir.
  • Şayet tarafların üzerinde anlaşmaya vardıkları uyuşmazlık konusu “ticari uyuşmazlık” ise bu durumda anlaşma belgesi arabulucu ile birlikte taraf vekilleri tarafından imzalanması yeterlidir.
  • HUAK md. 17/B kapsamında, taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıklar hakkında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazın devri veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasıyla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (md. 17/B-4)
  • HUAK md. 18/B kapsamındaki uyuşmazlıklar düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (md. 18/B-3)
  • 25/2/2021 tarihli ve 7282 sayılı Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunla kabul edilen Sözleşme kapsamında arabuluculuk sonucu düzenlenen sulh anlaşma belgelerinin yerine getirilmesi için icra edilebilirlik şerhinin asliye ticaret mahkemesinden alınması zorunludur. (md. 17/A-1)

İcra edilebilirlik şerhi, tarafların kararlaştırdıkları yer mahkemesinden, kararlaştırdıkları yer yoksa sırasıyla karşı tarafın Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesinden, sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye’de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir. (md. 17/A-2)

25/2/2021 İcra edilebilirlik şerhinin verilmesine ilişkin inceleme dosya üzerinden, Sözleşme hükümleri ile 18 inci madde hükmüne göre yapılır. Mahkeme, gerektiğinde gerekçesini de göstererek duruşma açabilir. (md. 17/A-3)

     Arabulucular ister ihtiyari süreçlerde ister dava şartı kapsamındaki bir uyuşmazlıkta görev almış olsun, mevzuat gereği arabuluculuk sürecine ilişkin her türlü konuda tarafları aydınlatmak ve bilgilendirmek zorundadırlar. Bu husus arabuluculuğun mevzuat kapsamındaki yükümlülüklerinin bir sonucu olup arabulucunun “özen yükümlülüğü” kapsamında değerlendirilir. Arabulucu, tarafsızlığı ve taraflarla arasındaki menfaat ilişkisi veya çatışması hakkındaki bilgilendirmeyi arabuluculuk sürecine ilişkin bilgilendirme tutanağında gösterebileceği gibi ayrı bir belge şeklinde de düzenleyebilir.

     Arabuluculuk anlaşma belgesinin gizli olup olmadığı doktrinde ve arabulucular arasında tartışmalıdır. Bu konudaki bir görüş anlaşma belgesinin gizlilik kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunurken ağırlık görüş anlaşma belgesinin gizlilik kapsamında yer almadığı yönündedir. Anlaşma belgesinin gizlilik kapsamında yer almadığını savunanlar; anlaşma belgesinin süreç sonunda düzenlenen, TBK kapsamında bir özel hukuk sözleşmesi olduğu, ayrı bir madde ile gizlilik kapsamında gizli hale getirilmediği müddetçe diğer sözleşmelerde olduğu gibi gizli olmayacağını ileri sürmektedir. Yine bu görüş taraftarları HUAK md. 18/3 dikkate alındığında anlaşma belgesinin içre edilebilirlik şerhi verdirmeden başka bir resmi işlemde kullanabilecekleri, bu madde ile de anlaşma belgesinin gizlilik kapsamında olmadığının açık göstergesi olduğunu ifade etmektedirler. 

     Son tutanak, içeriği, kim tarafından düzenleneceği, nasıl ve kimler tarafından imzalanabileceği gibi hususlar 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu’nun 17/2. maddesinde düzenlenmiştir. Madde uyarınca “Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.”

     Zaman zaman taraftar iddia, savunma, itiraz ve def’ilerini tutanaklara geçirmek isteyebilmektedirler. Bu durum taraflar, vekilleri ve arabulucuların bu süreci yargısal bir faaliyet olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır ancak arabuluculuk faaliyeti bir yargısal faaliyet değildir. Taraflar her türlü beyanını aleni ve yargısal bir faaliyet olan adli yargı faaliyetinde gerek sözlü gerekse yazılı olarak ifade edebilirler. Bununla birlikte niteliği gereği içeriği gizli bir müzakere süreci olan arabuluculuk faaliyetinde tarafların beyanlarının tutanaklara yazılması kanaatimizce mümkün değildir. Bu görüşe karşı olup tarafların beyanlarının tutanaklara yazılabileceğini iddia ve ifade edenler 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu’nun 17/3. maddesini öne sürmektedirler.

     6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu’nun 17/3. maddesinde Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir.” denilmektedir. Sadece bu ifade ve kanunun lafzı dikkate alınırsa arabuluculuk tutanaklarına (özellikle de son tutanak metnine) tarafların beyanlarının yazılabileceği sonucuna ulaşılabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus mevcuttur. HUAK md. 4 (Gizlilik) ve 5 (Beyan veya belgelerin kullanılamaması) maddeleri birlikte değerlendirildiğinde görüleceği tarafların süreçte nasıl hareket ettikleri, uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler ve taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü gibi hususlar açıklanamaz. Bu bilgilerin açıklanması hiçbir mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemez.

Bu hususlar, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ‘nin Arabuluculuk Eğitimi başlıklı 32. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında düzenlenmiştir. Buna göre; (6) Arabuluculara, arabuluculuk eğitim izni verilen kuruluşlarca teorik ve uygulamalı, toplam sekiz saatten az olmamak üzere üç yılda bir defa yenileme eğitimi verilir. Arabulucular yenileme eğitimine sicile kaydedildiği tarihten itibaren üçüncü yılın içinde katılmak zorundadır. (7) Yenileme eğitiminde; arabuluculuğa ilişkin mevzuat ve içtihat değişiklikleri ile arabuluculuk becerilerinin geliştirilmesine yönelik eğitim verilir.

Mevzuat gereği bir arabulucunun taraf olduğu uyuşmazlıkta tarafların onayı ile (ki bu onay mutlaka yazılı olmalıdır) arabuluculuk yapması konusunda kanun ve yönetmelikte kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamakla birlikte arabuluculuk etik kuralları göz ardı edilmemelidir. Bir arabulucu görevinin niteliği ve mevzuat gereği her zaman için tarafsız, bağımsız ve güvenilir olmak zorundadır. Bu sebeple etik olarak böyle bir durumda görevi hiçbir şekilde (taraflar muvafakat etmiş olsalar dahi) üstlenmemesi en doğru olandır.

Türkiye Arabulucular Etik Kuralları ‘nın “Menfaat İlişkisi veya Çatışması başlıklı 4. maddesinin (5.) fıkrasında da bu durum açıkça düzenlenmiştir. Anılı madde metnine göre “Arabulucu ile taraflar arasındaki doğmuş veya doğabilecek menfaat ilişkisi veya çatışması, arabulucunun tarafsızlığına ve arabuluculuk sürecine açıkça zarar verecek nitelikteyse; arabulucu, tarafların aksi yöndeki talepleri ve anlaşmasına bakılmaksızın, arabuluculuk teklifini reddetmeli ve hangi aşamada olursa olsun arabuluculuktan çekilmelidir.”

Telekonferans ile yapılan görüşmelerde tutanaklara ve belgelere tarafların imzalarını alma yükümlülüğü elbette vardır. Arabuluculara HUAK md.17/2 2 ‘de tanınan, “Belge taraflar veya vekillerince imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.” şeklindeki yetki sadece tarafların imzadan imtina etmesi halinde, sebebi arabulucu tarafından belirtilmek suretiyle ve son tutanak için kullanılabilecek bir yetkidir. Taraflardan imza almanın gereksiz zaman kaybına ve maliyete neden olacağı gibi gerekçelerle tarafların imzalarının alınmaması şeklindeki uygulama doğru kabul edilemez

Hayır. Bu durum sadece 7036 Sayılı kanun ‘a özgü bir istisnadır. İşçi – işveren uyuşmazlıkları dışındaki arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri ve avukatlar katılabilir. Bunun dışındaki kimseler süreçlerde tarafları temsil edemezler ve onlar adına işlem gerçekleştiremezler. Bu hususta diğer taraf(lar)ın muvafakat etmelerinin de herhangi bir önemi ve geçerliliği yoktur. 

Dava şartı arabuluculuk kapsamında görevlendirildiğimiz uyuşmazlıklarda taraflara ulaşılamazsa görev “görüşme yapılmadan anlaşamama” olarak sonuçlandırılmalıdır. Ancak bu şekilde düzenleyeceğimiz son tutanağa mutlak suretle taraflara ulaşmak için hangi yollara başvurduğumuzu ve sonuçlarını açık ve denetlenebilir şekilde göstermek zorunluluğu vardır.

Dava şartı kapsamındaki bir uyuşmazlıkla ilgili olarak arabulucunun taraflarca seçilmesi ve sürecin arabulucu portal üzerinden alınacak dosya numarası ile (ihtiyaren) başlatılması mümkündür. Yani taraflar böyle bir durumda mutlaka arabuluculuk bürosuna müracaat ve kayıt zorunluluğu ile yükümlü değildirler. Ancak bu durumda anlaşma ile sonuçlanacak süreçlerde hazırlanacak son tutanağın, (tutanağı hazırlayan arabulucu o uyuşmazlık türünde uzman arabulucu olsa dahi) dava şartını yerine getirebilecek nitelikte bir son tutanak olmadığını ve bu tutanakla açılacak olası bir davanın dava şartı yokluğundan usulden reddedileceğini dikkate almak gerekir.

Böyle bir durumda arabulucunun taraflara davet mektubunu kargoyla / iadeli taahhütlü mektupla gönderip bir de varsa whatsapp üzerinden bilgilendirmede bulunması önerilir. Arabulucu tarafından belirlen ve taraflara iletilen gün ve saatte taraflar toplantıda hazır bulunmazlar ise yapılan işlemler tutanak altına alınarak dosya “görüşme yapılmadan anlaşamama” olarak kapatılmalıdır. Böyle bir durumda arabulucunun süreci “vazgeçme” olarak kapatması teorik olarak mümkün ise de sonradan yaşanabilecek ispat zorluğu açısından önerilmemektedir.

Kısmen anlaşma halinde de arabuluculuk ücreti, anlaşma tutarı üzerinden belirlenir. Anlaşılmayan uyuşmazlık konuları nedeniyle arabulucu savcılığa SMM düzenleyemez. Elbette anlaşma konusunun para veya para ile değerlendirilebilecek bir hukuki uyuşmazlık olması halinde bu durum geçerlidir. Eğer anlaşma konusu para veya para ile değerlendirilebilecek bir hukuki uyuşmazlık değilse bu durumda arabuluculuk ücreti arabulucunun emek verdiği saatle orantılı şekilde belirlenecek ve yine arabulucu tarafından savcılığa SMM düzenlenmeyecektir.

Eğer müteselsil borçluluk esası olan bir tazminat ise uyuşmazlık bu durumda anlaşma tutanağı düzenleyip son tutanağa da “taraflar anlaşmaya varmışlardır.” Yazılmalıdır. Aksi takdirde başvurucu zaten aldığı alacak için mükerrer şekilde dava hakkına ve belki de mükerrer tahsilat imkanına kavuşabilir. Eğer uyuşmazlık konusu “işe iade” ise (7036 sayılı Kanun’un 3/15 maddesi gereğince) bu durumda tarafların toplantıya birlikte katılması ve iradelerinin aynı doğrultuda olması şarttır. Aksi takdirde anlaşmama tutanağı düzenlenir.

Tarafların, arabuluculuk faaliyetinin başında gizliliği kaldırmaları halinde beyan ve belgelerin mahkeme veya tahkimde kullanılmasına da izin vermiş olacaklarını, bu hususta ayrıca bir karar alınmasına gerek olmadığı değerlendirilmektedir.

Vergi mükellefi olan avukatların, arabuluculuk siciline kaydolduktan sonra yeni durumunu vergi dairesine bildirmeleri gereklidir. Çünkü kişinin artık avukatlık mesleğinde elde edebileceği gelir kalemlerinden ayrı bir gelir kalemi daha vardır ve düzenleyeceği serbest meslek makbuzlarında bu husus önemlidir.

Vergi mükellefi olmayan (bir başka meslektaşının ofisinde bağlı çalışan) bir arabulucu ne yazık ki vergi mükellefi olan bir arabulucunun makbuzunu kesemez. Kendisi için vergi açılışı yapmak ve arabuluculuk meslek kodunu vergi dairesine bildirmek zorundadır.

İşe iade konulu uyuşmazlıklarda, karşı tarafın birden fazla olması halinde başvurucu taraflardan sadece biriyle anlaşamaz. 7036 sayılı Kanun’un 3/15 maddesi gereğince tarafların toplantıya birlikte katılması ve iradelerinin aynı doğrultuda olması şarttır. Aksi takdirde arabulucu tarafından son tutanak re’sen, anlaşmama şeklinde düzenlenir.

Bağlar. Avukatlık Meslek Kuralları md. 36 “Bir anlaşmazlıkta taraflardan birine hukuki yardımda bulunan avukat, yararı çatışan öbür tarafın vekaletini alamaz, hiçbir hukuki yardımda bulunamaz. Ortak büroda çalışan avukatlar da, yararları çatışan kimseleri temsil etmemek kuralı ile bağlıdırlar.” Ortak büroda çalışan avukatlardan biri arabulucu diğer taraf vekili olarak görev alırsa şikayet halinde hem anlaşma belgesi (yüksek ihtimalle) iptal edilir hem de her iki kişi de mesleki disiplin kurallarını ihlâl ettikleri için ceza alabilirler.

Arabulucu, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümü için sistematik teknikler uygulayarak taraflar arasında müzakere sürecini oluşturan tarafları bir araya getiren, iletişimi sağlayan, müzakere sürecini yöneten, tarafsız, bağımsız üçüncü kişidir. Dolayısıyla arabulucu, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlıkta taraf olmadığı gibi, sürecin tamamlanması ile birlikte görevi de sona erecektir. Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesini icra edilebilirlik şerhi alma yetkisi ve hakkı sadece taraflara aittir. Arabulucunun böyle bir görevi bulunmadığı gibi, tarafsız ve bağımsız üçüncü kişi olması nedeniyle de bu mümkün değildir. Arabuluculuk anlaşma belgesi sadece taraflar açısından “ilam niteliğinde belge” olup, taraflarca ilamların icrası yoluyla icra takibine konu edilebilir. Mevcut yasal mevzuatta arabuluculuğun ücret alacağı yönünden böyle bir hak bulunmamaktadır. Arabuluculuk ücretini garanti almak isteyen arabulucu mutlaka arabuluculuk ücreti yönünden taraflarca ayrı müstakil bir arabuluculuk ücret sözleşmesi yapması bu açıdan önem arz eder ancak bu sözleşme mevcut mevzuata göre hiçbir surette ilamlı icra yoluyla takibe konu edilemez.

Dava şartı kapsamında yer alan uyuşmazlıklarla ilgili olarak başvuru sırasında unutulan bir taraf sonradan sisteme eklenebilir. Bu işlemi Arabulucu Portal ‘daki “taraf bilgileri” sekmesini tıkladığımızda açılan sayfanın sağ üst tarafındaki “dosyaya taraf ekle” düğmesine tıklayarak yapabiliriz. Ancak bu işlemi yapmadan önce arabulucunun taraflarla görüşmesi ve işlemin gerekli olduğuna kanaat getirmesi gerekmektedir. Yine önemli bir nokta arabulucunun taraf ekleme veya taraf silme işlemi gerçekleştirmeden önce bu işlemi ne zaman ve neden yaptığına ilişkin bir tutanak tutması ve dosyasına eklemesidir. Çünkü aradan belli bir zaman geçtiğinde hangi işlemin yapıldığı ve sebebi hatırlanamayabilir. Başvuru anındaki durumla sonradan tutanaklara yansıyan durum arasındaki farkın ne olduğunun gerektiğinde açıklanabilmesi amacıyla bu tür bir işlem yararlı olacaktır.

Arabuluculukta tevkil yetkisi yoktur. HUAK md. 9 gereğince, “arabulucu görevini özenle, tarafsız bir biçimde ve şahsen yerine getirir.” 

Görüşmelere katılan taraf vekillerinin mutlaka Arabulucu Portal ‘a kaydedilmesinin gerekli olmadığı görüşünde olmakla birlikte yapılmasında da bir sakınca yoktur. Aslolan arabulucunun görüşmelere katılmak isteyen taraf vekilinin vekaletnamesini inceleyerek görüşmelere katılma yeterliliğini (HMK 74 kapsamında özel yetkisi bulunup bulunmadığını) tespit ederek işlemlerine devam etmesi ve vekaletnamenin onaylı bir suretini dosya kapsamında muhafaza etmesidir. Şayet taraf vekilinin Arabulucu Portal ‘a eklenmesi istenirse bu işlem, Arabulucu Portal ‘daki “taraf bilgileri” sekmesini tıkladığımızda açılan sayfanın sağ üst tarafındaki “tarafa vekil ekle” düğmesine tıklayarak yapabilir. Yine aynı bölümden daha önce eklenmiş bir vekilin silinmesi de mümkündür.

Sadece dava şartı kapsamında değil, ihtiyari süreçlerde de taraflar başlangıçta belirttikleri uyuşmazlık konularıyla bağlı değillerdir. Uyuşmazlık konuları her aşamada serbestçe genişletilebilir, daraltılabilir ya da tamamen değiştirilebilir. Bu konuda herhangi bir sınırlama yoktur.

Stajyer avukatlar henüz mesleki sorumlulukları alamamış ve bağımsız şekilde imza yetkisine sahip olmadıkları için arabuluculuk görüşmelerine taraf vekili sıfatıyla katılamazlar.

Arabulucular görevlendirildikleri uyuşmazlık konusunun dava şartı kapsamında olmadığını düşündükleri durumlarda arabulucu portaldaki “dosya işlemleri” sekmesinden dosya türünü değiştirerek dosyanın doğru dosya türünde atanmasını temin etmelidirler. Ancak bunu yapmadan önce mutlaka taraflarla görüşmeler yapmalı ve uyuşmazlığın esasını anlayarak başvuru sırasında doğru ifade edilip edilmediğini araştırması gerekir.

Arabulucu taraf vekili olarak görüşmelere katılmak isteyen avukatlarla yapacağı hazırlık görüşmelerinde, vekaletnamelerinde (HMK md.74 gereğince) özel yetki bulunup bulunmadığını sormalı, şayet vekaletnamelerinde özel yetki bulunmuyorsa toplantı gününe kadar tamamlamasını talep etmelidir. Şayet toplantı günü vekaletnamede (HMK md.74 gereğince) özel yetki bulunmuyorsa mevzuat gereğince toplantıya katılamayacağı önemle hatırlatılmalıdır.

HUAK md. 18/A-(1) gereğince bazı uyuşmazlıklarla ilgili olarak dava açılmadan önce arabuluculuğu başvurulması mevzuatımızda dava şartı olarak düzenlenmiştir. Ancak bu durumun “zorunlu arabuluculuk” olarak anılması son derece hatalıdır. Zorunlu arabuluculuk taraflara uyuşmazlıklarını çözmek için arabuluculuktan başka bir seçenek tanınmaması hali olup mevzuatımızda tarafların arabuluculuk sürecinde anlaşamaması halinde dava yolu açıktır. Bu nedenle özellikle hukukçuların zorunlu arabuluculuk yerine dava şartı arabuluculuk terimini kullanması daha doğru olacaktır.

Böyle bir durumda taraflar, arabuluculuk anlaşma belgesini hakime sunarak öncelikle davanın konusuz kalması nedeniyle uyuşmazlık hakkında “karar verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi talebinde bulunabilirler. Ayrıca, bu kararla birlikte ellerindeki anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesini de isteyebilirler. Şayet taraflar uyuşmazlıkla ilgili ellerinde bir “ilam” olmasını isterlerse, anlaşma belgesindeki hususların mahkeme ilamına aynen dercedilmesini de isteyebilirler. Ancak bunun için arabuluculuk anlaşma belgesinin tüm yönleri ile ifa edilebilir nitelikte olması gerekmektedir.  Bu durumda taraflardan nispi oranda ilam harcı yerine maktu oranda ilam harcı alınacaktır. (7103 sayılı yasanın 22. maddesindeki düzenlemeye istinaden)

7103 Sayılı yasanın 22.maddesinde düzenlenen hükümde;

MADDE 22- 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (1) sayılı Tarifenin “A) Mahkeme Harçları” başlıklı bölümünün “III- Karar ve ilam harcı” başlıklı alt bölümünün (2) numaralı fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“e) Açılmış davalarda uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözümlenmesi halinde, arabuluculuk son tutanağına dayalı olarak verilen kararlarda 35,90 TL” (2023 yılı için tutar: 179,90-TL)

olarak belirlenmiştir.

Uyuşmazlık konusunun para veya parayla ölçülebilir olması halinde anlaşma tutarı üzerinden, arabuluculuk asgari ücret tarifesinin birinci kısmında yer alan iki saatlik ücretinin altında kalmamak şartıyla tarifenin ikinci kısmında yer alan nispi oranlar üzerinden ücret alınması ve makbuz düzenlenmesi gereklidir. Bunun istisnası bir tarafın, bir ay içinde on beş ve üzeri arabuluculuk faaliyetinin anlaşma ile sonuçlanması ihtimalidir. Bu ihtimalde, “Arabuluculuk sürecinin sonunda seri uyuşmazlıklarda anlaşma sağlanması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, her bir uyuşmazlık bakımından, Ticari Uyuşmazlıklarda 2.000,00-TL, diğer uyuşmazlıklarda ise 1.400,00-TL ücret isteyebilir. Taraflardan birinin aynı olduğu ve bir ay içinde başvurulan en az on beş uyuşmazlık seri uyuşmazlık olarak kabul edilir.” (2023 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi md. 7/4)

“Arabuluculuk sürecinin sonunda seri uyuşmazlıklarda anlaşma sağlanamaması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre isteyebilir.” (2023 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi md. 7/3)

Dava şartı kapsamındaki ihtiyari başvurularda tarafların anlaşamaması halinde anlaşamama son tutanağı düzenleneceğinden ve bu tutanağın da sistemden numara alması gerekeceğinden belirleme tutanağı düzenlenerek adliye arabuluculuk bürosundan seçilen arabulucunun atandığı bir dosya numarası alınması olması gerekendir. Ancak taraflar anlaşmışsa belirleme tutanağı ile atama yapılmaksızın da arabulucu ihtiyari iş için süreç sonlanmadan dosya açarak numara alabilir ve tutanaklarına bu numarayı yazabilir. Tarafların arabuluculuk görüşmelerini anlaşma ile sonuçlandırmaları halinde adliye arabuluculuk bürosunun adını ve dosya numarasını taşıyan evrakla taşımayan evrak arasında mali ve hukuki açıdan hiçbir fark bulunmamaktadır. Ancak süreç anlaşama olarak tamamlanırsa arabuluculuk bürosunun adını ve dosya numarasını taşımayan son tutanak dava şartını yerine getiren bir son tutanak olmaz ve bu son tutanakla açılan davada, son tutanağı düzenleyen arabulucu o dosya türünde uzman arabulucu dahi olsa, mahkemece usulden red kararı verilir.

Arabuluculuk süreci bir yargılama faaliyeti olmayıp, tarafların uyuşmazlıklarını uzmanlık eğitimi almış, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişi yardımıyla müzakere ettikleri, içeriği mevzuat kapsamında gizlilik korumasına alınmış, hukuki sonuç da doğurabilen bir iletişim sürecidir. Arabuluculuk sürecinin bir “yargılama faaliyeti” olmaması ve tutanaklarda yer alması olası hususların da HUAK md. 4 (Gizlilik) ve md.5 (Beyan ve belgelerin kullanılamaması) uyarınca hiçbir yerde açıklanamayacak olması nedenleriyle tutanaklara taraf beyanlarının yazılmasının bir anlamı bulunmamaktadır. Bununla birlikte ne yazık ki bazı taraflar ve vekilleri ısrarla iddia, savunma, def’i ve itirazlarının bu süreç sanki aleni bir yargılama süreciymiş gibi tutanaklara yazılmasını talep etmektedirler. Kanaatimizce bu hususun kabulü mümkün değildir. Aksi halde hem HUAK md. 4 (Gizlilik) ve md.5 (Beyan ve belgelerin kullanılamaması) maddeleri ihlal edilmiş olur hem de anlaşamama durumunda uyuşmazlıkla ilgili davaya bakacak hakimin son tutanaktaki beyanlara göre algısının bozulması ve tarafsız davranamaması riski ortaya çıkabilir.

Arabuluculukta temsil yetkisi HUAK md. 15/6 da düzenlenmiş olup sendikaların arabuluculuk sürecine başvurma ve süreci yürütme yetkisi yoktur.

İşe iade talepli arabuluculuk süreçlerinde taraflar işçinin işe başlatılması konusunda anlaşırlar ve kanunda belirlenmesi zorunlu tazminat tutarlarını belirlemezse burada bir anlaşmadan söz edilemez ve arabulucu son tutanağı re’sen “görüşme sonunda anlaşamama” olarak düzenlemelidir. Dolayısıyla arabulucu böyle bir sürecin sonunda kendisini görevlendiren arabuluculuk bürosunun bağlı bulunduğu Cumhuriyet Başsavcılığına görüşme sonunda anlaşamama nedeniyle arabuluculuk asgari ücret tarifesinin birinci kısmında yer alan iki saatlik ücret tutarı yönünden talepte bulunacaktır.

Mevzuat gereği mahkeme ilamına dayalı işe iade talepleri kararın kesinleşmesinden itibaren on (10) gün içerisinde işverene yapılmalıdır. Bu başvuru yapılmadığı takdirde işverence yapılan fesih geçerli fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur. Arabuluculukta da bu kural geçerlidir. Arabuluculuk anlaşma belgesinde kararlaştırılan tarihte işçinin işe başlamaması halinde fesih geçerli hale gelir ve işveren sadece bu geçerli feshin hukuk sonuçlarından sorumlu olur.

Arabuluculuk Merkezimizin web sitesinde ayrıntılı olarak taraf sayısına göre hesaplanarak listelenmiş olan tutarlara ulaşmanız mümkündür.

(https://consensusdanismanlik.com.tr/akademi-consensus/hesaplama-araclari/31-hesaplama-araclari/121-arabuluculuk-serbest-meslek-makbuzu-hesaplama)

Arabulucu tarafından savcılıklara kesilecek serbest meslek makbuzlarının her ayın sonunda kesilmesi gibi bir yasal zorunluluk bulunmamaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki arabulucu serbest meslek makbuzunu ne kadar geç düzenleyip teslim ederse ücretine de de o kadar geç ulaşacaktır.

Başka bir komisyondan görevlendirilmiş olsanız da makbuzunuzu ve son tutanak örneklerini elden teslim edeceğiniz durumlarda listelenmiş olduğunuz adliye arabuluculuk bürosunun bağlı bulunduğu Başsavcılığa yönelik olarak düzenleyebilirsiniz. Bununla birlikte serbest meslek makbuzlarının sistem üzerinden gönderileceği durumlarda makbuzun mutlaka görevlendirmeyi yapan adliye arabuluculuk bürosunun bağlı bulunduğu Başsavcılığa yönelik olarak düzenlenmesi gerekmektedir.

Bu husus Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ‘nin 16. maddesinde düzenlenmiştir.

Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret

MADDE 16- (1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur.

(2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır:

  • a) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanan ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir. Şu kadar ki miktarı 15.000,00 TL’ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, bu maddenin (c) bendinde yer alan maktu ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
  • b) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir.
  • c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 2.400,00 TL maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
  • ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret,  (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek, bu Tarifeye göre belirlenir.

Nispi ticari dava olması nedeniyle ticari uyuşmazlıklarda dava şartı kapsamındadır.

Güncelleme: 7445 sayılı Kanun ile 6325 Sayılı Kanun ‘a getirilen 18/B maddesi ile tüm kira uyuşmazlıkları (01.09.2023 tarihi itibariyle) dava şartı kapsamına alınmıştır.

Bu durum asla etik dışı bir davranış değildir. Arabuluculuğun görevi uyuşmazlığın taraflarını süreç hakkında bilgilendirmek, uyuşmazlık hakkında görüşmek ve müzakerelerde bulunmak üzere toplantıya davet etmek ve çözüm üretmelerine yardımcı olmaktır. Doğal olarak arabulucu belli konularda bilgi sahibi olabilmek veya ihtilafın altında yatan asıl sebeplerin varlığını keşfedebilmek için başvurucu asil ile iletişime geçebilir. Bu husus avukatlık meslek kurallarında yer alan hasımla temas yasağı kapsamında yer almamaktadır çünkü arabulucu süreçte tarafsız ve bağımsız üçüncü kişi durumundadır. Arabulucunun diğer mesleği avukatlık dahi olsa bu durumun hatalı yorumlanması uygun değildir. Bununla birlikte arabulucuların asille görüşecekleri ve toplantıya davet edecekleri konusunda kişinin vekiline de bilgi vermeleri uygun olacaktır.

Bu durumun kabulü asla mümkün değildir. Bu durumun kabulü halinde o kişinin şirket adına dava açıp takip de edebileceğini de kabul etmek gerekir ki bu durum açıkça avukatlık tekeline aykırıdır. Ancak bu durumun bir istisnası vardır. 7036 sayılı kanunun 3/18. maddesi uyarınca “İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir.”

Yetki itirazının ilgili Sulh Hukuk Mahkemesi ‘nce kabulü ve kesin kararın taraflara tebliğden itibaren bir haftalık sürede başvurucu tarafından yetkili arabuluculuk bürosuna başvurulmaz ise hak düşürücü ve zamanaşımı süreleri yeniden işlemeye başlar. Başkaca bir yaptırımı ya da hak kaybı yaratmaz.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki arabulucuların tebligat çıkarabilme hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Yine arabulucuların taraflara yönelik toplantı davet tebligat kanununa ya da başkaca bir usule bağlı olmayıp her şekilde iletişim kurulabileceği düzenlenmiştir mevzuatta. Arabulucunun başvuru formunda gösterilen adrese davet mektubu göndermiş olması yeterlidir. BU konuda arabulucu makul bir araştırma da yapabilir ve öğrendiği yeni adrese de daveti ulaştırmaya çalışabilir ancak davetin ulaşmadığından bahisle sürecin ilerletilememesi gibi bir durum söz konusu değildir. Bu noktada arabulucuların dikkat etmesi gereken husus, toplantıda bulunmayan tarafa ulaşmak için hangi işlemleri yaptığını mutlaka son tutanağınıza yazmasıdır.

6325 S.K. Yönetmeliği Md. 24 / (3) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya adliye arabuluculuk bürosu tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya tarafları ve varsa avukatlarını birlikte davet eder. Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. Arabulucu taraflara ulaşamaması hâlinde, ulaşmak için hangi yolları denediğini ve hangi sebeplerle ulaşamadığını son tutanakta belirtir.

Arabuluculuk sürecinde tarafların ilk toplantı sonunda anlaşmaları durumunda anlaşma belgesi ve son tutanak, anlaşmama halinde ise sadece son tutanak hazırlanarak imzalanması yeterlidir. Elbette tarafların süreç hakkında bilgilendirilmelerine ilişkin hususların da yazılı hale getirilmesi ve tutanağa bağlanması yararlı olacaktır.

Telekonferans veya video konferans yöntemleriyle de olsa görüşmeye katılan taraflar tutanakları “e-imza” ile imzalayabilirler. Türk Borçlar Kanunu ‘nun 15. maddesinde “İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. Güvenli elektronik imza da el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurur.” düzenlemesi mevcuttur.

Dava şartı kapsamında yapılan arabuluculuk uygulamalarında taraflara ilk oturum tutanağı verilmesi zorunlu olmamakla birlikte gereklidir. Taraflardan en az biri ikinci toplantıya katılmaz ve son tutanağı imzalayamazsa ilk toplantıya katılmış olduğunu bu belge ile ispat ederek hukuki müeyyidelerden korunur. Bunun dışında son tutanaktan ve varsa anlaşma belgesinden birer suret vermeniz zorunludur. Arabulucu sürecine ilişkin bilgilendirme tutanağı ve ücret sözleşmesinden birer suret verilmesi zorunlu olmamakla birlikte verilmesi önerilir.

Dava şartı kapsamında olmayan arabuluculuk uygulamalarında tutanaklardan birer suret verilmesi yararlı olmakla birlikte zorunlu değildir. Ancak taraflar anlaşmaya varmışlarsa anlaşma belgesinden birer suret taraflara verilmeli ve arabulucu tarafından hazırlanan son tutanak bir aylık yasal süre içinde Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü M’ne gönderilmelidir.

Arabuluculuk süreci “görüşme yapılamadan anlaşamama” olarak sona erer ve müzakere edilen hususlar kısmında yazılı olan alacak kalemleri bakımından taraflar anlaşamamış kabul edilirler. Bu şekilde başvurucu son tutanakla birlikte davasını ikame edebilir.

İşe iade talepli davalar haricinde dava açma süresi bakımından hak düşürücü bir süre bulunmamaktadır. Taraflar, somut uyuşmazlıkları için zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri ne kadarsa o süre içinde davanızı ikame edebilirler. Elbette arabuluculuk görüşmelerinde geçen sürede zamanaşımı ve hak düşürücü süreler işlemediğini de bu sürelerin hesabında dikkate almak gerekir.

Arabuluculuk tamamen ihtiyari ve iradi bir süreçtir. Taraflar mahkemenin verdiği kararı beğenmezlerse ya da daha önce kendi almış oldukları arabuluculuk anlaşma metninden memnun olmazlarsa kendi aralarında her zaman anlaşarak yeni bir süreç başlatabilirler. HUAK md. 18/5 ve benzer hükümler taraflardan birinin dava açmak istemesi ya da yeniden arabuluculuğa davet etmesi ve fakat diğer tarafın bu rıza göstermemesi halinde uygulama alanı bulur.

Arabuluculuk görüşmelerinin taraflardan birinin mekânında yapılması arabuluculuk anlaşma belgesini doğrudan geçersiz kılmaz elbette. Ancak özellikle işçi – işveren ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda taraflardan birinin görüşme sırasında kendini güvende hissetmediğini, iradesinin sakatlandığını ve bu nedenle serbest iradesiyle karar veremediğini iddia ederek belgenin iptalini istemesi durumunda ilgili mahkemenin anlaşma belgesini iptal etmesi olasılığı mevcuttur. Bunula birlikte ticari uyuşmazlıklarda bu ihtimal çok daha zayıftır.

Anlaşmama durumlarında sadece arabulucunun imzası (bence) yeterli değildir. Sadece taraf(lar)ın imzadan imtina etmesi durumunda arabulucu, HUAK md. 17/2 nin kendisine verdiği yetki dahilinde ve sebebini de açıkça göstermek koşuluyla kendi imzasıyla kapatabilir son tutanağı.  Anılı maddede açıkça “Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar veya vekillerince imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.” denilmektedir. Arabulucunun imzadab imtine olmaksızın bu yetkiyi kullanması durumunda taraflardan biri ve birkaçı “Ben imzadan imtina etmediğim halde arabulucu yetkisini aşarak tutanağı kendi imzalamış.” veya “Biz a,b,c konularını müzakere ettik ama d,e ve f konularını müzakere etmedik, arabulucu sonradan eklemiş. Bu hususlar yönünden dosya tefrik edilip usulden red kararı verilsin” derse bu noktada arabulucunun sorun yaşaması ve zor durumda muhtemeldir.

Başsavcılıklara sunulacak SMM ler için ayrı ayrı üst yazı yazılmasına gerekmektedir. Anılı üst yazı örneği Arabulucu Portal ‘da mevcut olup bu üst yazı doldurulduktan sonra ekine ilgili serbest meslek makbuzu eklenmeli ve bu şekilde görevlendirmeyi yapan arabuluculuk bürosuna sistem üzerinden gönderilmelidir.

Arabuluculuk yargısal bir faaliyet olmadığı için adli tatilde arabuluculukla ilgili süreler durmaz. Bununla birlikte bu durum sadece, belirli yasal süre zarfında tamamlanması gereken dava şartı kapsamındaki arabuluculuk faaliyetleriyle ilgilidir. İhtiyari arabuluculuk süreçlerinde arabulucunun ve tarafların arabuluculuk faaliyetini belirli süreler içinde sonlandırmasına gerek yoktur. Burada hemen belirtmek gerekir ki bir arabuluculuk faaliyetinin dava şartı kapsamında olup olmadığı arabuluculuk faaliyetinin nereden veya kim tarafından getirilmesiyle değil, uyuşmazlık konusunun dava şartı kapsamında olup olmamasıyla ilgilidir.

Müzakere edilmesi gereken uyuşmazlık konularının açıkça belirlenmesi durumunda bir dilekçe ile sebepleri ve hukuki dayanakların gösterilmesi gerekmez elbette. Bununla birlikte uyuşmazlık konusunun özetlenmesi arabulucunun konu hakkında ön bilgi edinmesine ve karşı tarafa toplantının amacını açıklamasına yardımcı olacağı için oldukça faydalı olabilir. Yine müzakerelerin verimli geçmesi için tarafların müzakere edilecek hususlarda ön hazırlık yapmış olmaları, taleplerine ilişkin hukuki dayanakları ve varsa belgeleri müzakereler sırasında ortaya koyabilmeleri son derece önemlidir. Bu şekilde taraflar uyuşmazlığı çok daha sağlıklı ve detaylı bir şekilde ele alabilir, risk analizlerini daha doğru yaparak anlaşma olasılığını artırabilirler.

İcra edilebilirlik şerhi temel olarak 6325 sayılı HUAK ‘ın “Tarafların anlaşması” başlıklı 18. maddesinde düzenlenmiş olup dava açılmadan önce ve davanın görülmesi sırasında yapılan arabuluculuk faaliyetleri olarak iki aşamada değerlendirilmiştir. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması ihtimalinde icra edilebilirlik şerhinin “arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden” talep edilebileceği, davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda ise davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebileceği düzenlenmiştir.

Burada sıkıntı yaratan bir kavram bulunmaktadır. Madde de geçen “arabulucunun görev yaptığı yer” ibaresi kanaatimizce son derece muğlak bir tanımlamadır. Arabulucunun görev yaptığı yer neresidir? Arabulucunun ikametgâh adresinin bulunduğu yer midir? Fililen arabuluculuk uygulamasının gerçekleştiği yer midir? Yoksa vergi kaydının bulunduğu yer midir? Arabuluculuk çevrimiçi şekilde yapılmışsa ya da yurt dışında gerçekleşmişse durum ne olacaktır?

Arabulucunun İcra edilebilirlik şerhi taleplerine yönelik değerlendirmelerin çekişmesiz yargıya ilişkin yetki hükümlerine göre yapılması ve istenilen her yerden alınabilmesi (talep edilebilmesi) gerekir. Zaten icra edilebilirlik şerhi verilmesi için hakimin inceleyebileceği iki konu var. Bunlar uyuşmazlığın konusu itibariyle arabuluculuğa elverişli olup olmadığı ve cebri icraya uygun hükümler içerip içermediği. Hakimin re’sen yetki hususunu incelemesi bile mümkün değildir HUAK md 18 kapsamında.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da Kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı haller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgelerinin icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılacağıdır.  

Güncelleme: 7445 sayılı Kanun ile 6325 Sayılı Kanun ’a getirilen ve 01.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren 17/A, 17/B ve 18/B maddelerinde icra edilebilirliğe ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir. Yeni düzenlemelere göre; Buna göre;

Milletlerarası Sulh Anlaşma Belgelerinin İcrası

MADDE 17/A- (1) 25/2/2021 tarihli ve 7282 sayılı Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunla kabul edilen Sözleşme kapsamında arabuluculuk sonucu düzenlenen sulh anlaşma belgelerinin yerine getirilmesi için icra edilebilirlik şerhinin asliye ticaret mahkemesinden alınması zorunludur.

(2) İcra edilebilirlik şerhi, tarafların kararlaştırdıkları yer mahkemesinden, kararlaştırdıkları yer yoksa sırasıyla karşı tarafın Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesinden, sakin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir.

(3) İcra edilebilirlik şerhinin verilmesine ilişkin inceleme dosya üzerinden, Sözleşme hükümleri ile 18 inci madde hükmüne göre yapılır. Mahkeme, gerektiğinde gerekçesini de göstererek duruşma açabilir.

Taşınmazın Devrine veya Taşınmaz Üzerinde Sınırlı Ayni Hak Kurulmasına İlişkin Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk

 

MADDE 17/B- (1) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişlidir.

(4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazın devri veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasıyla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir.

(5) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır.

Bazı Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Olarak Arabuluculuk

MADDE 18/B- (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: 

  • a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar.
  • b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar.
  • c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar.
  • ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar.

 (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir.

(4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır.

Arabuluculukla ilgili dava şartı düzenlemeleri, eksikliğin sonradan giderilebildiği dava şartlarından değildir. Arabuluculuk görüşmesinde müzakere edilmeyen bir talepte bulunulması halinde hakimin o talebi tefrik edip usulden red kararı vermesi, davanın geri kalanı yönünden esasa girmesi gerekir. Ancak aksi görüşte BAM kararları da mevcuttur.

İcra edilebilirlik şerhi talepleri sonunda verilen kararlarda karşı tarafa yüklenebilecek bir yargılama gideri veya vekalet ücreti yoktur. Neticede bu husus, çekişmesiz yargı işidir

6325 Sayılı Kanun ’un “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlıklı 18/A maddesinin 18. fıkrasında “Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz.” denilmektedir.

Öncelikle ifade etmek isterim ki sigorta şirketlerine yazılı başvuru, bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu değildir. İkinci olarak da tahkim şartı ancak zorunlu ise arabuluculuğa başvurulmasının önüne geçer. Eğer tahkime gitmek veya dava açmak konusundaki keyfiyet tarafa bırakılmışsa ve taraf uyuşmazlığın adli yargıda çözülmesini tercih ediyorsa bu durumda dava şartı kapsamında arabuluculuğa başvurmak zorundadır.

Arabuluculuk sürecinin başlama anı, dava şartı kapsamındaki arabuluculuk süreçlerinde ve ve ihtiyari arabuluculuk süreçlerinde farklılık gösterir.

Dava şartı arabuluculuk sürecinde başvurucunun adliye arabuluculuk bürosuna başvurması ve sistemden arabulucu atanmasıyla arabuluculuk süreci başlamış olur. Bunun sonucu olarak da zaman aşımı ve hak süreleri süreç tamamlanıncaya kadar durur. Buna ilişkin mevzuat hükmü 18/A maddesinin (15.) fıkrası olup ilgili fıkrada “Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.” denilmektedir. (Dava şartı kapsamındaki dosyalarda arabulucunun yasal süresi görevi kabul ettiği günden itibaren hesaplanır.)

İhtiyari arabuluculuk sürecinde ise başlangıç zamanı, 6325 sayılı kanunun “Arabuluculuk sürecinin başlaması ve sürelere etkisi” başlıklı 16. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddede açıkça “Arabuluculuk süreci, dava açılmadan önce arabulucuya başvuru halinde, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Dava açılmasından sonra arabulucuya başvuru halinde ise bu süreç, mahkemenin tarafları arabuluculuğa davetinin taraflarca kabul edilmesi veya tarafların arabulucuya başvurma konusunda anlaşmaya vardıklarını duruşma dışında mahkemeye yazılı olarak beyan ettikleri ya da duruşmada bu beyanlarının tutanağa geçirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.” denilmektedir.

Taşınmazların aynına ilişkin değişiklikler TMK 1013 vd. maddeleri uyarınca sadece ilamla mümkün. Bu sebeple taşınmazın aynına ilişkin yapacağınız arabuluculuk görüşmelerinde hazırlanacak anlaşma belgesinin tapu dairesi nezdinde hiçbir önemi bulunmuyor. Yani taraflardan biri tek başına bu belge ile gidip tescil talebinde bulunamaz. Bununla birlikte tarafların arabulucu nezaretinde müzakerelerde bulunarak uyuşmazlıklarını çözmeye çalışmalarının önünde de hiçbir engel yok.

Güncelleme: 7445 sayılı Kanun ile 6325 Sayılı Kanun ’a getirilen ve 01.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren 17/B maddesi ile bu husus özel olarak düzenlenmiş ve “Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişlidir.” hükmü getirilmiştir.

Tarafların yazılı olarak kararlaştırması ve arabulucunun bu kararı tutanak altına alması halinde arabulucunun talebiyle, arabuluculuk süreciyle sınırlı olmak ve konulduğu tarihten itibaren üç ayı geçmemek üzere tasarruf yetkisinin kısıtlandığına dair tapu siciline şerh verilmesi de mümkündür.

Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazın devri veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasıyla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir.

Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazın devri veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasıyla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir.

Nafaka uyuşmazlıklarının arabuluculuğa elverişli olup olmadığı konusu tartışmalı olmakla birlikte kanaatim, “yoksulluk nafakası” ile “yardım nafakası” talepli uyuşmazlıkların arabuluculuğa uygun olduğu yönündedir. “İştirak nafakası” ve “tedbir nafakası” talepli uyuşmazlıklarda ise durum farklıdır. Tedbir nafakası zaten tarafların talebi olmasa dahi hakimin TMK 169 kapsamında re’sen hükmedebileceği bir nafaka türü olup başlı başına bir uyuşmazlık konusu olarak değerlendirilemez diye düşünüyorum. İştirak nafakası da yine hakim tarafından, çocuğun üstün yararının sağlanması amacıyla hükmedilen bir nafaka türüdür. Taraflar bu hususlarda kendi aralarında mutabakat sağlayabilirler ise de TMK md. 184/5 uyarınca hakimin onayına tabi kılındığı için bu konuda tam bir serbesti içinde hareket etme imkanları bulunmamaktadır. (TMK md. 184/5 – Boşanma veya ayrılığın fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.)

Önemli olan uyuşmazlığın konusudur. Uyuşmazlık, icra takibi başlatıldığında doğmadığı gibi uyuşmazlığın konusu da değişmiyor aslında. Dolayısıyla kişiler alacaklarını doğrudan takip başlatmak yerine alacak davası sonrasında da tahsil etmeyi düşünebilirler ve bu dava öncesinde arabuluculuğa başvurabilirler.

Dosya size otomatik tevzi sistemi üzerinden gelmemiş, manuel seçimle atanmış olabilir. Bu ihtimalde size zaten puan eklenmediği için anlaşma halinde puan da silinmez. Otomatik tevzi sistemi ile yapılan atamalarda puan eklenmesi de anlaşma halinde puan düşümü de sistem tarafından otomatik yapıldığı için hata ihtimali neredeyse yok gibi. Ama onun dışında bir sorun varsa arabulucu@adalet.gov.tr adresine e-posta gönderebilirsiniz.

Ortaklığın giderilmesi uyuşmazlıklarında, başvurucu taraf başvurudan vazgeçmek istese de diğer taraf(lar) -hem arabuluculuktaki “eşitlik ilkesi” hem de ortaklığın giderilmesi uyuşmazlıklarının hukuksal niteliği gereğince- sürece devam edebilirler. Bu nedenle bu tür uyuşmazlıklar bakımından arabulucunun başvurucunun vazgeçme beyanı üzerine dosyayı doğrudan kapatmaması, bu hususta diğer tarafların da beyanlarını alması gerekir.

Eşlerden birinin “aile konutu bildirimi” yapıp yapmamasının bir önemi yok artık. Eskiden aile konutu şerhi “kurucu şerh” olarak görülüyordu ama sonradan bunun kurucu nitelikte değil “bildirici” nitelikte olduğuna hükmedildi. Dolayısıyla bu hususta bir bildirim yapılmamış olsa bile kişilerin aile konutu olarak kullandıkları taşınmaz “aile konutu”dur. Taşınmazın bu niteliğini görmezden gelen sözleşmeler veya sözleşme fesihleri de geçersiz hale gelebilecektir icra edilebilirlik aşamasında. Çünkü kira hukukundan doğan uyuşmazlıklar HUAK 18/B de düzenlenmiştir ve bu madde kapsamında yapılacak anlaşmalar zorunlu olarak icra edilebilirlik şerhi müracaatına tabidir. HUAK 18/B-3 gereğince hakim icra edilebilirlik şerhi verirken (madde gereğince) içerik denetimi de yapacak, sadece uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olup olmadığı ve varılan anlaşmanın cebri icraya elverişli olup olmadığını incelemekle yetinemeyecektir.

Bu konuda aksi yönde yargı kararlarının olduğunu da belirtmek gerekir.

Arabuluculuk sürecinden vazgeçme halinde taraftan / taraf vekilinden alınan talep / beyan dilekçesini son tutanağa ek yapılmasına da son tutanağa tarafın / taraf vekilinin imzasının alınmasına da gerek yoktur. Önemli olan bu talebin / beyanın gerçek olması ve gerektiğinde bunun arabulucu tarafından ispat edilebilmesi.

Yetki itirazının reddi halinde, dosya yeniden ilk görevlendirilen arabulucuya atanır. Bu ihtimalde, taraflar açısından, ilk başvuru tarihinde duran yasal süreler arabulucunun son tutanağı tanzim ettiği / edeceği tarihe kadar durmaya devam eder. Ancak arabulucu açısından yasal süre görevi yeniden kabul ettiği tarih itibariyle yeniden başlar.  Yetki itirazının kabulü durumunda ilk tarihin baz alınması için kararın başvurucuya tebliği tarihinden itibaren bir haftalık süre içinde yetkili arabuluculuk bürosuna başvurmuş olması gerekir. Bu süre geçirilmiş ise yasal süreler bir haftanın sonunda yeniden işlemeye başlar.

Kiraya ilişkin olarak birden fazla talep varsa ihtiyaç sebebi, itirazın iptali vs. tek bir arabuluculuk başvurusu yeterli uygulamada. Benzer bir durum işçi – işveren uyuşmazlıklarında da (işçilik alacak ve tazminatları ile işe iade taleplerinde) uygulanıyor bildiğiniz gibi. Ama şahsen ben bu yaklaşımı doğru bulmuyorum. Gerek ihtiyaç sebebiyle taşınmazın tahliyesi olsun gerekse işe iade talebi olsun davacının talebinde haklı olduğu kadar samimi de olması gerekir diye düşünüyorum. Aynı andan hem kiranın yeniden belirlenmesini hem de taşınmaza ihtiyacı olduğunu ileri sürerek tahliyesini istemek bana pek inandırıcı gelmiyor açıkçası.

Belgeyi sisteme yüklemediğiniz sürece QR Kodlu belge alma imkânınız yok ne yazık ki ama şöyle bir yöntem izlenebilir belki. Ayrı bir belgeye anlaşma belgesinde var olan e-imzaların sertifikaları kopyalanır ve ekinde sunulur. Bu hususta anlaşma belgesinin altına bir şerh düşülürse çok daha anlaşılır olur diye düşünüyorum.

Arabuluculuk görüşmeleri neticesinde tarafların anlaşmaya varmaları durumunda arabulucunun ücreti ödenmezse, arabulucu hapis hakkını kullandığını ifade ederek tutanakları vermekten imtina edemez kanaatimce. Arabulucu (aynı zamanda kamu hizmeti olan) görevini yapmalı, karşı tarafın da ücret yükümlülüğünü yerine getirmesini beklemelidir. Eğer arabuluculuk ücretini ödemekle yükümlü olan taraf veya taraflar bu yükümlülüklerini yerine getirmiyorlarsa arabulucu icrai işlemler başlatılabilir elbette.

Uyuşmazlık tarafları olan başvurucu ve diğer taraflar, kaçar kişi olursa olsun başvurucu olarak en az bir kişi, diğer taraf olarak da en az bir kişi görüşmeye katılmış ise sürecin, görüşme yapılamadan anlaşmama olarak kapatılması mümkün değildir. Taraflar görüşme yapmış ve fakat anlaşamamışlardır demek ve süreci görüşme sonunda anlaşamama olarak sonuçlandırmak daha doğrudur.

Öncelikle burada, taraflar arasında bir sözleşme (kira ilişkisi) olup olmadığını öğrenmek gerekir. Eğer taraflar arasında bir sözleşme yoksa, haksız fiilden kaynaklanan bir talep söz konudur ve dava şartı kapsamında değerlendirilmemesi gerekir. Bununla birlikte taraflar arasında bir sözleşme varsa, ve sözleşme kapsamında kullandığı aracın zarar görmesine neden olan taraf, sıradan (ticari veya mesleki amaçla hareket etmeyen) vatandaş ise tüketici uyuşmazlığı olarak değerlendirilebilir. Eğer karşı taraf tacirse ve bu aracı ticari bir iş için kiralamışsa bu durumda ticari uyuşmazlıklarda dava şartı kapsamında değerlendirilir. Karşı taraf tacir değilse ve fakat bu aracı mesleki bir sebeple kiralamış ise bu durumda dava şartı kapsamında değerlendirilemez. Ancak tüm bu ihtimallerde görevli mahkemenin, HMK md. 4 gereğince sulh hukuk mahkemesi olacağı unutulmamalıdır.

İşe başlatmama tazminatı + boşta geçen süre ücreti + diğer hak ve alacaklar toplamı üzerinden hesaplanır. Diğer hak ve alacaklar (ücret, fazla çalışma gibi işçilik alacağı.. vb.) varsa onlar da dahil hesaplamaya dahil edilerek toplam tutar Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir.

4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesine geçen “Üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakların parasal miktarını,” fıkrasındaki “diğer haklar” tabirinden, eğer işçi bu süre zarfında çalışmış olsaydı ücreti dışında hak edeceği sosyal haklar, yıllık izin, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı farkı gibi hususlar anlaşılmalıdır. Boşta geçen süre fiilen çalışılmış gibi kabul edildiğinden bu süre içerisinde hak kazanılan sendikal hak, ilave tediye, ikramiye gibi haklar diğer tanımının içinde yer almaktadır. Taraflar işçinin işe iadesi konusunda anlaşırlarsa bu noktada işçinin kıdem ve ihbar tazminatları hesaplanmaz ve toplam tutara dahil edilmez.

TTK’da halefiyet düzenlenmesine rağmen Yargıtay bu davaların ticari dava olmadığı kanaatindedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 22.03.1944 tarihli, 37 E. ve 9 K. sayılı ilamında “Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye açmış olduğu dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur.” denilmektedir.  

Ancak sigorta şirketinin halef olduğu kişi tacirse ve rücu davası da başka bir tacire yöneltiliyorsa bu durumda nisbi ticari dava nedeniyle arabuluculuk dava şartı olacaktır. Başka bir deyişle, halef sıfatıyla dava açacak sigorta şirketi tarafından kendisine ödeme yapılan dava dışı sigortalının ve davalılardan en az birinin tacir olması gerekir.

Tarafların süreç boyunca eşit haklara sahip olduğu ilkesi gereğince işveren de aynı arabuluculuk sürecinde kendi dava açmak istediği uyuşmazlık konularının müzakere edilmesini ve son tutanakta gösterilmesini isteyebilir.

Bu yazıyı sosyal medyada paylaş:

Arbsys Yazılar‎ı

Diğer Yazılar‎

Benzer Yazılar

error: Bu içerik korumalıdır

Bültenimize üye olun

Sitemizdeki en son yazıları, arabulucuk ile ilgili güncel tartışmaları, size yollayacağımız aylık bültenlerle takip edin.